Kamu Hukuku

Hukukta Koruma Tedbiri ve Koruma Tedbirlerinin Ortak Özellikleri

Yazarın Değerlendirmesi
Okuyucuların oyu
[Toplam: 2 Ortalama: 3]

Hukukta koruma tedbiri

Tehlike bir zararın ortaya çıkabilme ihtimalidir ve hukuk tehlikeli halleri göz önünde bulundurarak bunlara karşı bazı çarelere başvurur.

Tehlike mevcut ancak suç henüz işlenmemişse suçun işlenmesini önlemek veya tehlikeyi gidermek amacıyla “önleme tedbiri“ne başvurulabilir. Bu tedbiri kural olarak idari makamlar alır.

Örnek; PVSK M.9 /  Polis, tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla usûlüne göre verilmiş sulh ceza hâkiminin kararı veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî âmirin vereceği yazılı emirle; kişilerin üstlerini, araçlarını, özel kâğıtlarını ve eşyasını arar; alınması gereken tedbirleri alır, suç delillerini koruma altına alarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre gerekli işlemleri yapar.

Hükme göre kolluk suçu önleyebilir. Ancak burada bazı dikkat edilmesi gereken noktalar mevcuttur. Eğer suçun icra hareketlerine başlanmış, işlenmeye devam ediyor veya işlenmiş ise bu durumda önlemek mümkün değildir.

Bir suç işlenmiş ise bu durmda bunu aydınlatmak ve faillerini bulmak için delil gereklidir. Bunun için ‘koruma tedbiri‘ yoluna müraacat edilir.

Koruma tedbirleri’nin insan hak ve hürriyetlerine önemli ölçüde müdahalesinden dolayı sadece kanunlarda değil milletlerarası sözleşmelerde ve anayasalarda da düzenlenmiştir. ( İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi m.9 / İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.3 / Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Antlaşması m.7 / Türk Anayasası – Bölüm 2: Kişinin Hakları ve Ödevleri )

Koruma Tedbirlerinin Ortak Özellikleri

  • Yasal Dayanak Bulunması: İnsan hak ve özgürlüklerine ciddi müdahaleler taşıyan bu tedbirlere başvurabilmek için tedbire başvurmanın şartları ve usulü kanunda gösterilmelidir.
    Anayasa m. 13 – (Değişik: 3/10/2001-4709/2 md.)
    Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
    AİHS m. 5 / 1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz; [……]
  • Suç Şüphesinin Belli Bir Yoğunlukta Olması: Soruşturma evresi bir “şüphe” ile başlar. Muhakemenin devam etmesi şüphenin kuvvetlenmesiyle olur ve kesinleşmesiyle sona erer. Suç şüphesi delile dayanmak zorundadır. Şüphenin tasnifi delilin kuvvetine göre yapılarak “basit şüphe, makul şüphe, yeterli şüphe ve kuvvetli şüphe” derecelerinden bahsedilir– Basit Şüphe:  Fiil kovuşturulabilir bir nitelik arzediyorsa basit şüpheden bahsedilir. Şüphenin en basit derecesidir. Ortada böyle bir şüphe yokken ceza muhakemesi soruşturmasının başlatılması ve koruma tedbirine müraacat edilmesi halinde bu işlemin kaynağı hukuki olmadığından keyfilik olarak değerlendirilmesi söz konusu olacaktır.
    CMK m. 160 – (1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Makul Şüphe: Basit şüphenin daha yoğun hali “Makul Şüphe” olarak nitelendirilir.”Koruma tedbirine müraacat edilebilmesi için soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve tedbire müraacat edilmesinde yarar bulunduğuna ilişkin belirli derecede bir şüphenin bulunması aranır. Tedbirin türüne göre aranan şüphenin derecesi “makul” veya “kuvvetli” şüphe olabilecektir. Kişilerin temel hak ve özgürlüklerine müdahale edilmesinin dayanağını oluşturan bu şüphenin, soruşturmanın başlangıcında aranan başlangıç şüphesinden yoğun bir şüphe olması zorunludur.” ( YCGK, 25.11.2014, 9-610/512 )İHAM’a göre şüphenin makul olabilmesi için olaydan soyut bir kişiyi inandırma kuvvetine malik, fiile ait kanıt, belge veya herhangi bir bulgunun olması gerekir. (İHAM, 30.08.1990, Fox, Campbell ve Hartley/Birleşik Krallık Kararı)
    CMK m. 161’e göre şüpheli veya sanığın üstü, eşyası, konutu ve işyerinde arama yapılabilmesini gerektiren makul şüphe şüpheli veya sanığın aramaya konu suçu işlemiş olabileceği noktasında da makul şüphenin varlığını gösterir.

    – Yeterli Şüphe: Soruşturma makamının eldeki edilen delillere göre yaptığı değerlendirmede “şüphelinin mahkum olma ihtimalinin beraat etme ihtimalinden fazla olması hali“nde yeterli şüphenin varlığından söz edilir.

    – Kuvvetli Şüphe: Mevcut delillere göre, yapılacak muhakeme sonunda sanığın mahkum olma ihtimali kuvvetle muhtemel ise “kuvvetli şüphe”den söz edilir.

  • Hükümden Önce Temel Bir Hakkı Sınırlaması: Devletin şahıs haklarına müdahalesinin nedeni, şüpheli ya da sanıkların işledikleri suçun aydınlatılması, ispatlanması konusunda devletle işbirliği yapmalarının mümkünsüzlüğüdür.
  • Geçici Olması: Koruma tedbirleri ancak hüküm kesinleşinceye kadar uygulama alanı bulabilirler. Bir diğeri de koruma tedbiriyle elde edilmek istenen amacın gerçekleşmesi veya gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması ile koruma tedbiri sona ere. Mesela; yakalama koruma tedbiri tutuklama koruma tedbiri kararı verilmesiyle sona erer. Beraat, düşme, mahkumiyet veya esastan red kararı verilince tutuklama koruma tedbiri kararı sona erer.
  • Gecikmede Sakınca Varsa Savcı Kararı Bulunması: Kural olarak hükümden önce temel bir hakkın sınırlandırılması söz konusu olduğundan hakim kararı gerekir. Ancak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde pek çok koruma tedbirine savcı veya kolluk amirinin karar vermesi de mümkündür.
  • Oranlılık Bulunması: Uygulanan tedbirin ölçülü olduğundan bahsedilebilmesi için, tedbir nedeniyle yapılan hak sınırlaması ve bu hak sınırlamasının etkileri ile soruşturma konusu suç, bu suça ilişkin deliller arasında makul bir dengenin bulunması gerekir. [Öztürk-Tezcan-Erdem-Gezer-Kırıt-Özaydın-Akcan-Tütüncü s.437 / Şahin Cumhur s. 266 / Centel, Nur/Zafer, Hamide s. 340] Hukuk devleti olamının gereği, özgürlük kısıtlamasının şartları gerçekleşse dahi, bireyin bu kısıtlamadan en az zararla kurtulması amaçlanmalıdır.  Anayasa m. 13’te “sınırlamalar … ölçülülük ilkesine aykırı” olamaz denilmektedir.
Facebook Hesabınla Yorum Yap

Azer Gözelli

Atatürk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Stajyer Avukat. Kamu Hukuku Yüksek Lisans Öğrencisi

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaşılacak içerikleri
size gönderelim

E-posta bültenimize abone olun ve önemli içerikleri size gönderelim

Abone olduğunuz için teşekkürler

Birşeyler yanlış gitti!

Kapalı
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün